Mesela Fransa’da kütüphanede olurdu. Donar kalırdım ve içimi müthiş bir sıkıntı kaplardı. Aç bir tavuk olsam, bana iyilik olsun diye tahıl ambarına salsalar tek tek taneleri yiyeceğime strese girerim: acaba hangisini önce yesem? Biliyorum en iyisi liste yapmak, ama ne yapmam gerektiğini bildiğim halde bu donma kalma halinden kurtulamıyorum. Ayrıca tavuğun taneleri listelemesi gibi saçma bir iş. Obsesifliğin de bir sınırı vardır. Ayıptır söylemesi limitsiz internet bağlattım da eve. Bünye kaldıramıyor.
- Film mi indirsem,
- bbc’nin planet earth serisini mi izlesem?
- orhan pamuk’un bugüne kadar yayınlanmış tüm röportajlarını mı izlesem?
- Onları istediğim zaman izlerim, ben bu güzel güneşli havada yürüyüşe mı çıksam?
- Evde okumak istediğim iki kitap var: Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ı ve kardeşimden ödünç aldığım Senaryo Yazarları için Psikoloji. Yeni Hayat’ı 100 sayfaya yakın okudum. İnat ettim bitireceğim.
- Temizlik de yapmam lazım.
- Bir de yemek işini organize etmek istiyorum. Alışveriş yapmaktan farklı. Organize işi.
- Çamaşırlar makineye atılmalı. Sanırım iş listesi bu kadar.
- Hah unuttum Sundance film festivaline katılmış filmlerin listesini de çıkarmak istiyordum ben.
Üstelik birazdan karnım acıkacak ve durum iyice karışacak.
Buraya bambaşka şeyler yazmak istiyordum ben. Ne güzel konularım vardı. Neutrino’lardan nebulalardan, nanoteknolojiden bahsetmek istiyordum. Cumartesi günü Kadıköy’e geçecektim, vapurun bacasından çıkan kurumlu dumanı izlerken mesela içindeki eser miktarda bulunduğunu öğrendiğim ve nanoteknolojinin yapıtaşı olan buckyball’ları düşünüyordum. Buckyball şuymuş:
Mavi bilye gibi şeyler karbon atomları. Karbon atomlarından oluşmuş içi boş bir kafes. Bir sürü işe yarıyor. Yarıyacak. Temel olarak içine küçük bir molekül sığdırıyorsun ve ısıdan şundan bundan etkilenmeden kana karışabiliyor. Ordan vücüda dağılabiliyor.
Cumartesi günü karşıya geçmeden önce elektrikçinin gelmesini beklerken de şununla ilgileniyordum:
http://www.stumbleupon.com/su/2JFN3o/apod.nasa.gov/apod/ap120312.html
İnsan boyutundan başlıyor. Metre boyutundan yani, istersen küçüğe doğru istersen büyüğe doğru insan bilgisinin sınırlarına kadar götürüyor. En küçük bilinen metrenin virgülünün yanına 35 sıfırdan sonra bir koy yani (0.000000000000000000000000000000000001 m.) o kadar küçük, büyüğe doğru da metrenin birinin yanına 24 sıfır= 1 Yottametre. Aynı boydaki cisimleri boy sırasına göre dizmiş yani. Neutrino’yu buckyball’ı ve japon dev su yengecinin varlığını ordan öğrendim:



